halit-ertugrul-düzceli-mehmet-kendini arayan adam



Kendini Arayan Adam
Düzceli Mehmet  
Halit Ertuğrul, Düzceli Mehmet ve Kendini arayan Adam' kitaplarını
İNDİRMEK(DOWNLOAD) için Tıklayınız.
.

İslam ve Kadın Erkek Eşitliği-Feminizm

Mustafa Akyol: İslam'da inanç ve gelenek çatışması

İslamda (Kuranda) Kadın Erkek Eşitliği


Kadın ve Erkek Eşitliği, Feminizm konusunda ayrıntılı bir makale yazan, Cambridge Üniversitesinde öğretim görevlisi ve İslam uzmanı olan Tim J. Winter 
 "İki Feminizm Arasında" adlı makalesinin  ilk ve ikinci bölümünü özetleyecek olursak,

 Winter makalesini ilk bölümünde “en insaflı ve rikkatli feminist yazarlardan” diye tanımladığı Germanie Greer’in 1999′da çıkan “The Whole Woman” adlı kitabını ele alarak batılı feminist söylemin otuz yıllık süre içinde sosyal ve bilimsel bağlamda nasıl değişme uğradığını gözler önüne seriyor. Winter 1970′lerdeki feminizmin, daha ziyade erkeklerin ve kadınların cinsiyet farklılıklarını sosyal bir inşa kabul eden anlayışın kırılmasına yönelik “eşitlik feminizmi” iken, 1990′lardaki feminizmin erkek-kadın farklılığının şekillenmesinde kadın ve erkek “tabiatının” çok önemli olduğu inancına dayanan ” farklılık feminizmi” olduğunu ileri sürüyor.

İkinci bölümde ise feminizm bağlamında kadın ve erkek farklılıklarına (cinsel roller) ilişkin son bilimsel bulguları yorumlayan Winter son bölümde de tüm bunların İslamî açıdan bir değerlendirmesini yaparak makalesini bitiriyor.

Sonuç bölümünün bir kısmını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yapmaya çalıştığı şeyin, şeriata zıt olanın bilime de zıt olduğunu göstermek olduğunu; —ki günümüzde bilim, cinsiyetler arasında doğuştan bir ayrım olduğu tezini onaylamaktadır- ve bununda, Allah’ın bizi açıkça, bastırmak yerine kutlamaya davet ettiği bir tamamlayıcı yerleşim olduğunu belirtiyor.

Bütün bunlardan çıkan sonuç nedir?

Çıkan sonuç şu ki radikal feminist hareketin söylemleri modern bilimin kadın ve erkek tabiatı üzerine yaptığı bulgularla kesin olarak çürütülmüş görünüyor. Kadın ve erkeğin zeka olarak eşit ama bu zekayı kullanım alanları açısından farklı oldukları, çünkü -zaten aşikar olan- fıtraflarının farklı olduğu son bilimsel araştırmalar tarafından da teyid edilmiş olduğu açık.

Bu farklılığın binlerce yılın sosyal şekillendirmelerinden kaynaklandığını ve sosyal şartların/rollerin değişmesi durumunda da bunun giderileceğini iddia eden eşitlikçi radikal feminist argümanların çözülmesi çok önem arzediyor. Artık bu argümanlar yerine farklılığın fıtrî olduğunun kabul edildiği ve çıkış noktası olarak görüldüğü, isyankar bir eşitlik söyleminden ziyade “farklılık” feminizmi ilk söylemin yerini almaya başlıyor.

Bunun İslam’ın “kadın” tasavvuru ile çok uyumlu olduğunu düşünen Winter gelişmelerin son derece önemli ve memnuniyet verici olduğunu söylüyor.

Winter son bölümün girişinde eski feminist polemiğin, erkeğin ve kadının doğuştan gelen kişilik özelliklerine duyulan inanç temelinde, İslâm’ın karşı artık daha fazla tutunamayacağını belirtiyor.

Müslüman dünyada yeni bilimsel bulguların ve yeni feminizmin henüz pek bilinmediğine vurgu yapan Winter, Türkiye’nin yönetici elitlerinden Bangladeş’teki Teslime Nesrin’e kadar, seküler kesimin, ısrarla cinsiyet farklılıklarının ve işyerlerindeki eşitsizliklerin toplum mühendisliği yoluyla ve yeni tavırların telkiniyle bertaraf edilebileceğini söylemeye devam ettiklerini belirtiyor.

“Batıda yaşayan ve bilimde ve sosyal teoride muasır trendlerle iç ice bulunan bizler, böylesine zayıf bir polemiğin nasıl oluştuğunu rahatlıkla görebiliriz.” diyen Winter, Greer gibi akıllı düşünürlerlerin, artık ‘eşitlik’ talep etmediklerini belirtiyor.

Bu, elbette onların eşitsizlik veya adaletsizlik istedikleri anlamına gelmiyor.

Winter’e göre Greer gibi düşünürler, eski eşitlikçi söylemin yerine, cinsiyetler arasında yaptığımız kategorik ayrımın farkında olmanın, ‘eşitlik’ kavramını oldukça basite indirgediğini farketmektedirler.

Winter “erkekler ve kadınlar arasında ne eşitlik, ne de eşitsizlik vardır.Yani, 
‘Su topraktan daha iyidir’ denilemeyeceği gibi, “Erkekler kadınlardan daha iyidir” de denilemez.” dedikten sonra ‘Eşitlik’ kavramını eski ifadesiyle kullanmanın, bizleri filozof Wİttgenstein’ın ‘kategori hatası’ dediği hatanın bilfiil suçlusu yapmakta olduğunu belirtiyor.

Bu MakaleninTümünü Orijinal Olarak Şu Adres'ten Okuyabilirsiniz;
http://www.masud.co.uk/ISLAM/ahm/boys.htm
Türkçe Çevirisi ve Değerlendirilmesini ise Şu Adresten Okuyabilirsiniz;
http://www.derindusunce.org/2007/06/25/degisen-dunyada-feminizm/

HIGGS BOZONU NEYi BOZDU?


HIGGS BOZONU NEYİ BOZDU?

Mustafa Ajlan ABUDAK
‘‘Higgs Boson’’ diye adlandırılan paçacıklarla ilgili teori, 1960′lı yıllarda Edinburgh Üniversitesi teorik fizikçilerinden Peter Higgs tarafından ortaya atıldı. Atomların nasıl kütle kazandığına kafa yoran Peter Higgs, sonunda ‘‘bozon’’larla ilgili teoriyi geliştirdi. Peter Higgs’e göre evren bir çeşit enerji tarafından yaratıldı. Bu enerjiye fizikte ‘‘Higgs Field’’ (Higgs Alanı) dendi. Bu enerji, Büyük Patlama (Big Bang) sonrası ortaya çıkan parçacıklarla etkileşime girdi. Bu etkileşim sonucu ‘‘Higgs bozon’’ diye anılan parçacıklar açığa çıktı. Söz konusu parçacıklar ise maddeye kütle kazandırdı. ‘‘Bozonlar’’ olmasa ya da farklı bir şekilde ortaya çıksalardı, belki de yıldızlar, gezegenler ve yaşam oluşmayacaktı. Higgs’in varoluşla ilgili bu teorisi, o günlerde ‘‘Physics Letters’’ isimli fizik dergisi tarafından reddedildi. Ancak bir yandan da teorinin doğruluğunu test etmek için çalışmalar yapıldı. Bazı bilim adamlarının ‘‘Tanrı’nın partikülleri’’ diye adlandırdığı bozonlar, hemen büyük patlama sonrasında ortaya çıkmışlardı ve artık mevcut değillerdi. Bu nedenle bilim adamları 6 milyar Sterlin harcayarak laboratuvarda ‘‘Big Bang’’ ortamı yarattılar.
2 TRİLYON DERECE ISI
Araştırma, İsviçre’nin Cenevre kentinde Türk üniversitelerinin de gözlemci olduğu Avrupa Partiküler Fizik Merkezi’nde (Cern) yapıldı. Deneyler sırasında elektron ve pozitron gibi atom içi parçacıklar, ışık hızına yaklaştırdılar. Sonra parçacıklar birbirine çarptırılarak imha edildi. Bu sırada ısı iyice arttı, güneşin 100 bin katına yani 2 trilyon dereceye çıktı ve devasa bir enerji oluştu. Ve yeni parçacıklarla birlikte bozonlar açığa çıktı. Bilim adamları bu deneyler sırasında ilk kez maddeye kütle giydiren bosonları görüntülemeyi de başardılar. Bilim adamları, bu partiküllerin yüzde 99 oranında bozon olduğuna inanıyor. Ancak yine de bir yanılgı var, testlerin tekrarlanması gerekiyor. Eğer gerçekten ‘‘varoluş teorisi’’ doğrulanırsa emekliye ayrılmış olan 71 yaşındaki fizikçi Peter Higgs’in Nobel alacağına kesin gözüyle bakılıyor. Araştırmaya liderlik eden Londra’daki Imperial Koleji öğretim üyelerinden Fizikçi Prof. Peter Dornan, ‘‘Bu keşif, 21′inci yüzyılın en önemli buluşlarından biri olacak’’ dedi. 30 yıllık araştırmalar ve milyonlarca dolarlık deneyler sonrasında varoluşla ilgili teori doğrulandı. Bilim adamları, maddeye kütle kazandıran parçacıkları keşfettiler. Uzmanlara göre, bu parçacıklar sayesinde, madde kütle kazanıp yıldızlar, gezegenler ve yaşam var oldu. 1
Tüm zamanların en pahalı bu deneyinden beklenen nedir?   
Bu soruya yanıtı Türkiye’de bu alanda yetkin bir kişi olan Prof. Dr.Cengiz Yalçın kaleminden alalım;
Burada amacımız parçacık fiziği dersi vermek değil sadece Higgs parçacığının önemini anlatmaktır.Standart model parçacıklarının nasıl kütle kazandıkları yani nasıl maddesel parçacıklar haline geldiği,günümüze kadar çözülmüş bir problem değildir.
Higgs alanı temel parçacıkların nasıl kütle kazandıklarını yani maddesel evrenin nasıl oluştuğunu açıklayacaktır.
Serbest elektronun ölçülen kütlesi ile bir elektrik alanı içinde ölçülen kütlesinden daha küçüktür.Bunun anlamı elektron bir manyetik alan ile etkileşirken fazladan kütle kazanmaktadır.Kuraklar da Higgs  alanı ile etkileşerek kütle kazanırlar. Deney bu düşünüşün doğru olup olmadığını ortaya koyacaktır
Evren,büyük patlama oluşmuş bir enerji sistemdir.Singüler noktadan enerji,Higgs olarak  fışkırmış ve aynı anda uzay-zamanı oluşturmuştur.Higgs büyük proton hızlandırıcısının detektörlerinde kendini gösterirse,bir teorik fizikçi olarak göstereceğinden eminim,bilim kutsal kitaplardaki ünlü cümleyi
Tanrı önce ışığı yarattı.
Tanrı önce Higgs’i yarattı.
şeklinde değiştirecektir.Basın bu gerçeğin farkında olarak Higgs’e bu nedenle  Tanrının zerreleri ismini vermiş olabilir.Gerçekten bu ünlü deneye,büyük patlama anının,yani yaradılış anının,laboratuar ortamında bir tekrarı gibi bakmak mümkündür. 2
Belkide Türk basınında CERN ve deneyleri üzerinde en fazla makale yazmış kişi İsmet Berkan’dır. Son yazılarında bu açıklamaların bazı çevrelerin nasıl ”morallerini” bozduğuna tanıklık ediyoruz. Dileyenler gazetesi Hürriyetten bu hafta başından beri  yazdığı 3 makaleyi inceleyebilir. Biz son makalesinin son paragrafına bakalım;
- Aslında eğer Higgs bu söylenen enerji seviyelerinde varsa da bazı sorunlar ortaya çıkacak. Bu sorunların başlıcasını pazar günü yazdım: Umulandan daha küçük ve ‘hafif’ olan Higgs varolan kütlenin de büyük bölümünün enerjiden oluştuğu anlamına geliyor. Bu da evrenimizin bir başı olduğu gibi bir de sonu olabileceği düşüncesini beraberinde getiriyor. 3
Bu son cümleyi anlamak için verilen çabayı takdir ediyoruz. Bir ateistin (Peter Higgs) kuramı sayesinde bilimi tekeline almış kapitalist makine, dünyadaki en büyük deney ile (CERN) maddenin nasıl  kütle kazandığını araştırıyor. Bu araştırma kapitalist sistemi temellerinden sarsan İnternet ve birçok teknolojik gelişmeye yol açıyor. Bir bakıma bilgiyi özgür kılıyor ve yeniden insanlığın ortak şuurunu oluşturmasını sağlıyor. En sonunda yine bu araştırma büyük patlamayı (yaratılış anı) ve Standart Modelin doğruluğunu son bir kez daha kanıtlıyor. Fakat en önemli sonuç kanımca bilgimizin artıkça varılan menzilin 20 yy. başındaki pozitivistlerin düşündüğü gibi olmaması hatta tam tersine doğru evrilmesidir. Madde ona iman eden materyalistleri ve kendi üzerinden bina edilen sosyoekonomik yapıyı, kendini zerresine varıncaya kadar açarak yok ediyor…

Fosiller yaratılışçıların her zaman başını ağrıtmıştır. Her şeyden önce, soyu tükenmiş türlerin mükemmel bir yaratım ürünü olan bir evrende işi yoktur.

Ateist portalın yanılgılarını incelemeye devam edelim aslında yazıda neredeyse hiç doğru yok desek yeridir o kadar fazla çarpıtma ve yanlış bilgi yer alıyorki bazen bu iddiaların hepsini değilde sadece bir kısmınımı eleştirsem diye düşünmeden edemiyorum.


iddia:Fosiller yaratılışçıların her zaman başını ağrıtmıştır. Her şeyden önce, soyu tükenmiş türlerin mükemmel bir yaratım ürünü olan bir evrende işi yoktur.


Şimdi yazının başına ve belli bölümlerine dikkat ediniz yazı yaratılışçıların açıklamakta zorlanacakları konuların bilimsel olarak verildiğini ima ediyor, ama iş gerçekten bir şeyler yazmaya gelince bundan bir önceki bölümde gösterdiğim gibi tamamen felsefe yapılıyor Fosiller yaratılışçıların başını ağrıtmış deniyor durum gerçekten böylemidir yani fosiller bizim için can sıkıcımıdır yaratılış bilimin öndegelen isimlerinden dr.duane gish bu konuyu gayet önemsemiş ve konuyla alakalı bir kitap dahi yazmıştır ismi: ''Evrim:Fosiller Hala Hayır Diyor'' bu 455 sayfalık kitabı elinize alıp okuduğunuzda gerçektende fosillerin darwinizme hiçbir destek sağlamadığını göreceksiniz arkadaş iddiasında soyu tükenmiş türlerin yaratılışla açıklanamaycağını iddia ediyor, bu iddiasını neye dayandırıyor peki nedir kanıtı ? akılcı bir kanıt beklemek pek mantıklı olmayacak sanırım, işkembeden sallamak dedikleri bu olsa gerek kutsal kitaplara yüzümüzü çevirirsek kutsal kitaplarda durumun çok farklı olduğunu göreceğiz yani kutsal kitaplarda türlerin kusursuz olduğu onların sürekli yeryüzünde kalacağı gibi bir görüşün aksine tüm türlerin özellikle insanın kusurlu yaratıldığı bu kusurluluğun nedeninin ise dünyanın ve evrenin bir imtihan yeri olması dolayısı ile olduğu belirtilir yani bu kusurlu tasarım argümanı felsefi bir çöpden başka bir şey değil.Şimdi ben bu aşamada biraz fosil kayıtlarından bahsedeceğim



Hayat yeryüzünde evrimci jeologlara göre 3,8 milyar yıl önce tek hücreli prokaryot canlılarla başladı yaklaşık 3,1 milyar yıl boyuncadeğişik tek hücrelilerin boy gösterdiği dünyamız yaklaşık 600 milyon yıl önce ilk çok hücrelilieri gördü.Bu canlılar bilimcilere göre oldukçagarip görünüşlü fenotipik* olarak neredeyse başka hiçbir canlıya benzemeyen canlılardı ve çok farklı vücut tipleri vardı dünyanın neredeyse birçok bölgesindede bulundu bu canlıların ortaya çıkışı ise oldukça hızlı oldu hatta bazı bilimciler buna ''Avalon Patlaması'' ismini verdiler ve eğer darwinizm doğru ise bu canlılarla kambriyen canlıları arasında bir bağlantı olmalı yani makul tahmin bu peki bu tahmin doğrumu maalesef hayır bir süre önce postaladığım bir yazıdan alıntı yapmak istiyorum '' Virginia Teknik Enstitüsü araştırmacıları buna 'Avalon Patlaması' adını verdi. Araştırma grubundan Bing Shen, 'Edikara organizmaları ile Kambriyen hayvanları arasında ata-torun ilişkisi yok. Çoğu da Kambriyen Patlaması'ndan önce kayboldu' diyor.''ilgili link: http://bilimvemedeniyet.blogspot.com/2008/06/srm-farkl-bir-ilkeye-ihtiyacnz-olmasn.html


Dahasında yeryüzü tarihinin belkide en görkemli gösterisi olan kambriyen patlaması vukuu buldu bu patlama takribi olarak 545 milyon yıl önce başladı takribi olarak 7 milyon yıl sürdü ve bu patlama süresince yeryüzünde daha önce 3 olan filum sayısı 38 e çıktı kaynak:http://home.planet.nl/~gkorthof/korthof60.htmne tür birşey buna neden olmuş olabilir yönlendirilmemiş doğal kuvvetlermi yoksa bir büyük yaratıcımı ?


son olarak kambriyen ve ediacaran canlıların nasıl göründüğü ile alakalı fikir sahibi olmanız açısından daha önceki bir yazımın içinde bulunan fosil bulgularınaulaşabilmeniz için bir link veriyorum http://bilimvemedeniyet.blogspot.com/2008/04/bilerek-veya-bilmeyerek-ateistsel.html


Eleştirimiz henüz bitmiş değil devam edecek..... 

* Bir canlının dış görünümü olarak betimleyebiliriz.

Kaynak; 
http://bilimvemedeniyet.blogspot.com/search/label/Ateizm.org

Yan işlev ve indirgenemez karmaşıklık


YAN İŞLEV (Co-Option) VE İNDİRGENEMEZ KARMAŞIKLIK

Mustafa Ajlan ABUDAK
Bu makale bir buçuk sene önce yayınlanmıştı.Fakat İnternet de bu konudaki dezenformasyonun Darwinizm taraftarlarınca ne denli büyük boyutlarda yapıldığına şahit olduğum için, gözden geçirilmiş bir şekilde yeniden yayımlamak gereğini duydum. Darwinizm taraftarlarının indirgenemez karmaşıklık ile ilgili çözümlerinin aslında gerçek bir çözüm oluşturamadığına dair  olan bu makalemizde ayrıca Darwinizm propagandasının ilerlemeci söylem ile nasıl yapıldığını (Lamarck’ın ve Wallace’ın evrimi anlayışı olan teleolojik evrim ile harmanlandığını) göstermek istedim. Darwin’in evrim teorisinin temel kaidelerinin onları militanca savunanlar tarafından bile bilinmediğini ya da bilinse de bu teoriyi ideolojik alt zeminde bir sağlama olarak   kullanmak için nasıl çarpıtıldığını göstermek gerekli. Bu konuda yani bilimin siyasal yada diğer tür inanışların geçerliliği için icazet makamı olarak kullanılmasına dair  geçen aylarda 2 makale yayınlamıştım;
TÜM MODELLER YANLIŞTIR VE ONLARSIZ DA YAPABİLDİĞİMİZİ GÖRECEKSİNİZ
TEORİNİN SONU: VERİ MADENCİLİĞİ BİLİMSEL METODU GEÇERSİZ KILDIĞINDA
Şimdi Akıllı Tasarımı yani teleolojik evrimi savunanları kendi iddialarını bilmemekle itham edenlerin (ki bilmemek değil öğrenmemek-öğrenememek kayıp) neyi bilip neyi bilmediğini ve bildiklerini nasıl kullandıklarını kısaca ortaya koyalım.
Yan işlev mekanizmalar akademik bilim savunucuları tarafından indirgenemez karmaşıklık için olası tek çözüm yolu olarak ortaya çıkmıştır.Yan işlev kısaca 3D şekillerinin görevlerini kesin olarak belirlediği proteinlerce meydana getirilen evrendeki sonsuz kutlu şans olaylarından sadece biridir. Protein besin zincirinde bizim için sadece baklagiller ve yumurtanın uzmanlık alanına giren bir konu değil. Proteinler gerçek anlamda evrimin kaderini belirleyen yapılardır. durumu kısaca izah etmek gerekirse;
PROTEİN- ŞAŞIRTICI BİR TASARIM MADDESİ
Proteinleri tasarım maddesi olarak görürken aslında birden onların olağanüstü çok yönlü, tüm amaçlar için işlev oluşturma özelliğini sergileyen bir özdek olarak karşınıza çıkması karşısında dumura uğrarsınız.
Proteinler ışık üretebilir, ışığı ortaya çıkarabilir, ya da ışığı iyon ve kimyasal enerji üretmek için kullanabilir. Proteinler bir sinyal gibi davranabilir ya da sinyalleri yakalayabilir. Proteinler hareketi meydana getirir ve motorlar gibi işlev sergilerler. Onları bir şeyleri birbirine bağlamak ya da birbirinden ayırmak için kullanabilirsiniz. Proteinler binlerce kimyasal reaksiyonda katalizör görevini üstlenirler, minicik ve iri moleküllerin taşınmasını üstlenirler, büyük mesafelerde sinyalleri taşırlar ve oluşan hataları düzeltirler.
Proteinler basit fiber yapılardan son derece karmaşık ve gelişmiş moleküler makinelere değin oldukça farklı şeklinde var olabilirler. Tek başlarına bir görevi yerine getirebilir ya da bir işlev bütünün parçası olabilirler. Proteinleri lipitlerle birleştirin; elinizde canlı yapıları bölümlere ayırmak için kontrol edilebilir mükemmel bariyerleriniz olsun. DNA ile birleştirin ve elinizde düzenlenebilir ve paketlenebilir bir kromozon olsun. RNA ile birleştirin bu sefer elinizde proteinleri üreten ve genleri mükemmel olarak bölen makineleriniz olsun.
Proteinleri bir şeylerin evriminde de kullanabilirsiniz; evrimde oldukça etkili süreçler olan gen duplikasyonu, tekrar birleştirme ve yatay gen transferi gibi işlemler tahmin edebileceğiniz gibi proteinlere bağlıdırlar. Hatta proteinleri sert bir kaplumbağa kabuğu yapmak, yumuşak bir tavşan kürkü elde etmek ve ördeğin uçuş tüylerini oluşturmak için bile kullanabilirsiniz.
Birileri, tüm evrende proteinlerden daha çok yönlü bir tasarım maddesi bulunup bulunmadığını merak edebilir. Fakat dahası da var. Hayata milyarlarca yıldır bu tip bir akıl almaz çok yönlülük ve işlevsellikle hizmet eden proteinlerin merkezinde oldukça benzer bir yapım süreci vardır. Şimdi bu bir tasarım maddesidir: Bir yapım süreci binlerce kez birleşerek yine binlerce işlev ortaya çıkarmaktadır.
Tüm bunlar oldukça ilginç sorulara neden olmaktadır. Örneğin, proteinler ve yapım süreçleri olmadan Darwin ve Dawkins’in kör saatçisi ne ifade edebilir? Proteinler ve içlerindeki potansiyel gizli işlevleri olmadan, kör saatçi yetersiz ve sakat bir varoluşla kimsenin varlığını fark edemeyeceği bir şey oluyor olmaz mı? Öyleyse kör saatçi ne derece bir saygınlığı hak ediyor?
Gelelim asıl konumuz olan yan işlev ve indirgenemez karmaşıklığa. İlk olarak bazı kimyasal yolların tüm gerekli parçalarının mutasyon yoluyla ”aynı anda”oluştuğunu düşünmek hiçbir yayar sağlamaz. Her ne kadar bu “çözüm” bizi işleyen bir sistemin bir anda oluştuğu fikrine götürse de, yukarıdaki gibi bir mutasyonu, çok ümitsiz ve olasılık dışı bir fikir olarak hiçbir Darwin yanlısının ciddiye alacağını düşünmüyorum. Behe’nin doğru olarak belirdiği gibi, Darwin’in mekanizmalarını kabul etsek te bir ”problemin yerine mucize koyarak” bir şey kazanamayız. İkinci olarak, indirgenemez karmaşık yapıların bazı parçalarını adım adım başka bir amaç için evirildiğine ve sonra yepyeni bir işlev kazanarak çalıştığı düşünülebilir. Fakat bu olası değildir. Böyle bir şey arabanızın transmisyonunun yarısının birdenbire hava yastığı bölümüne yarım etmesini ummaya benzer. Bu tip değişiklik çok çok seyrek olur fakat kesin olarak bunlar önümüzdeki indirgenemez karmaşıklığa genel bir çözüm getiremez. Bu yan-seçenekli değişimin neden olasılık dışı olduğunu daha iyi kavramak için Behe’nin indirgenemez karmaşıklığa dönelim.
Behe;
İndirgenemez karmaşıklıkla kastettiğim birçok tam uyumlu parçadan oluşan tek bir sistemin-ki bu etkileşimli parçalardan her biri temel bir göreve katkı yapar-içersinden herhangi bir parçanın çıkarılmasıyla sistemin kesin olarak işlevinin durmasıdır.
Bir indirgenemez karmaşık sistem tam uyumlu parçalardan yapılandırıldığından beri, bir parçanın başka bir işlevi yerine getirmek üzere yapılandırılması ve bunun İK sistemler oluşturabilmesi olasılık dışıdır. Aslında, Behe bu çözümü yazarak çok daha önceden haber verir:
Eğer ki, bir sistem indirgenemez karmaşıklıkta ise ve böylece doğrudan oluşturulamayacak denli farklı kademeler içermekteyse. Burada, kimse dolambaçlı, doğrusal olmayan bir olasılığı açıkça savunamaz. Etkileşimli sistemlerin karmaşıklığı artıkça, böyle bir ”olasılığı reddedemeyiz, yok sayamayız.”
Bu noktayı resmetmek için, Flagellayı ele alalım (Bacterial Flagellum) belkide Akıllı Tasarımın en iyi bilinen örneği, işlevsel olarak bir kamçı yaklaşık olarak 30 tane gen ürününe (parçaya) ihtiyaç duyar. Peki, yan işlev kazanma hipotezi neyi bildirmektedir bize? Kamçılı hayvanın oluşmasından önce, bu 30 gen ürünü (ve bunların çiftleri) hep birlikte başka şeyler yerine getirmek için var olmuşlardır.Daha sonra, nasıl olduysa bir kamçılı oluşturmak için şansın yardımıyla gene hep birlikte birleştiler. Ve bundan da sonra, diğer gen ürünlerinin asıl işlevleri de kayboldu. Bu size indirgenemez karmaşıklık için genel bir çözüm gibi mi geliyor?
Burada Darwin’in dehası bu tasarım yapılarını alt etmek için ”şansın rolünü minimize etmektedir.” Fakat bir kez daha bu yan-işlev açıklamasına dönelim, burada şans bu yapıların oluşumundaki ana etmen olarak kendini gösterir. Bu öyle bir şans tır ki 30 kadar gen ürününün başka işlevlerden bir anda birleşmesine ve birleşirken de önceki işlevlerini yitirerek yenilerine dönüşmelerini sağlamıştır. Böylece, bu yan-seçenek açıklaması moleküler makinelerde apaçık gözlemlenen tasarımı oluşturan etken olarak kullanılmaktadır. (1)
Araştırmalar ( Nick Maztke ) göstermiştir ki, bu mekanzimalar gerçekten homolog yapılar olarak belirli indirgenmez olduğu iddia edilen yapıları (bakterinin kamçısı gibi) evrimsel şemada doğrusal bir şablonda indirgenebildiğini göstermiştir..
Türlerin Kökeni‘nde Darwin;
Eğer her hangi bir karmaşık bir organın, küçük, başarılı ve sayısız değişiklikle oluşamayacağı gösterilirse, teorim kesinlikle geçersiz olacaktır.”demektedir .(2)
Darwin’in kriterini karşılayan şey indirgenemez karmaşıklık sistemidir. İndirgenemez karmaşıklıkla söylemek isteilen birçok etkileşimli parçadan oluşan, temel bir görevi yerine getiren yâda katkıda bulunan tek bir sistemdir. Bu tür bir sistem, tedricen, küçük, başarılı öncü değişikliklerle üretilemez. Çünkü doğal seçilim işleyen bir görevi seçmeye dayanır. Bir indirgenemez karmaşık sistemin, eğer böyle bir şey varsa, doğal seçilim için tam bir bütün olarak çalışır halde aniden oluşması gereklidir.
İlk önce İndirgenemezlik kavramı nedir kısaca ona bakalım. Kavramın sahibi Michael Behe ;
İndirgenemez karmaşıklıkla kastettiğim birçok tam uyumlu parçadan oluşan tek bir sistemin-ki bu etkileşimli parçalardan her biri temel bir göreve katkı yapar-içerisinden herhangi bir parçanın çıkarılmasıyla sistemin kesin olarak işlevinin durmasıdır. (3)
[[http://www.nature.com/nrmicro/journal/v4/n10/full/nrmicro1493.html]]Matzke’nin değerli araştırması bize indirgenemez gibi görünen bir mekanzimanın pekala şeklen indirgenebildiğini göstermiştir. Peki, bu indirgeme ile Darwinizm indirgenemez lafzını bertaraf edip sonuçta var olan tasarımsal argümanı tamamen çürütebilmiş midir ?
Maztke ve arkadaşı Pallen’in çalışmaları ortaya koyduğu şuydu;
40′tan fazla “olmazsa olmaz” protein olduğunu iddia etmektedir. Halbuki Pallen ve Matzke’nin araştırmaları sonucunda vardıkları sayı 23′dir. Yani incelenen birçok bakteri kamçısının tamamında olan 23 adet farklı protein vardır. Geri kalan proteinlerin bazıları farklı bakteri türlerinin kamçılarında bazıları daha farklı bakteri türlerinin kamçılarında bulunmaktadır fakat tüm kamçılı bakteri türlerinin kamçılarında olan toplam 23 protein vardır. Bu proteinlerin bulunduğu bir listeye buradan da ulaşabilirsiniz.
Bu bilgi elbette Behe gibi diğer tüm akıllı tasarım savunucuları tarafından da kullanılmaktaydı ve yanlış olduğu ortaya çıktı. Ayrıca akıllı tasarım savunucuları 40 adet vazgeçilmez (olmazsa olmaz) proteinin 30 tanesinin hiç homologu olmadığını iddia ediyorlardı. Pallen ve Matzke yaptıkları incelemelerde farklı bakteri kamçılarında toplam 42 farklı protein buldular ve bunların 15 tanesinin bilinen bir homologu yok. Ama yukarda da belirttiğim gibi bakteri kamçısında vazgeçilmez 23 protein var ve bunların sadece 2 tanesinin homologu yok. Yani Behe, Dembski, Minnich, Meyer ve Luskin gibi en önemli AT savunucuları kitaplarında ve yazılarında 30 adet homologu olmayan proteinin bakteri kamçısı için vazgeçilmez olduğunu ve bu sebeple başka bir yapıdan evrimleşmiş olmasının mümkün olmadığını savunmaktaydı. Fakat bu bilginin dramatik bir şekilde yanlış olduğu ortaya çıktı.
Aslında bakteri kamçısı hakkında pek de birşey bilmedikleri gün yüzüne çıktı. Bakteri kamçısının diğer biyolojik yapılarda bulunmayan 30 proteine gereksinim duyduğunu düşünüyorlardı ama bu sayı bir anda “2“ye düştü. Bu da akıllı tasarımcıların bu kadar ateşli bir şekilde savundukları bir konuda bile ne kadar bilgisiz olduklarını göstermesi açısından oldukça önemli diye düşünüyorum. (4)
Ortada apaçık duran gerçek ister 40 proteinden ya da çok daha azından oluşan karmaşık yapı olsun bunların yapılarının varlığının ve öncüllerinden daha fazla karmaşık olduklarının tartışmaya mahal vermeyecek denli kesinleşmiş olmasıdır. Bu yapı ya da herhangi bir başka taksonomik yapı eninde sonunda 10-15-20-25 … proteinli işleyen bir şekilde ( kamçının) Darwinizm için gerekli olduğudur. Her basamak bir sonrakini müjdelemektedir. Sanki bir sonrakinin ortaya çıkacağını bilerek genom içersinden ona uygun olarak çözüm üretmektedir.
Peki, 10 proteinden misal 30 ya da 40 proteine giden bir yapı aynı zamanda gayesel bir şekilde doğal seçilim tarafından seçilerek daha optimize bir motor/yapı oluşturmuş olmuyor mu? Eğer oluşturuyorsa ki, Matzke’nin değerli çalışmasıyla bu ortadadır, evrim için gayesel ve doğrusal olan bu çıktıyı Darwinizm içinde nereye koyabiliriz ? Daha yetkin bir mekanizma oluşturmak doğanın içkin bir özelliği midir ?
Sorular artıkça Darwinizm temel kaideleri derinden sarsılmaktadır. Stephen Jay Gould bu temel kaideleri harkulade bir şekilde özetlemiştir;
Eğer doğal seçilim yaratıcıysa, ilk önermemize iki ek kısıtlama getirmemiz gerekir.
Değişiklikler rasgele olmalıya da en azından, tercihlili biçimde uyuma dönük olmalıdır.
İkinci olarak, değişiklikler, yeni türlerin ortaya çıkışındaki evrimsel değişimlere oranla küçük olmalıdır. Çünkü yeni türler birdenbire oıtaya çıkıyor olsaydı, doğal seçilimin yaptığı tek şey kendisinin üretmediği bir gelişimin yolunu açmak için önceki bireyleri ortadan kaldırmak olurdu. Kısacası, Darwin in basit görünen kuramı bazı inceliklerden ve ek koşullardan yoksun değildir. Yine de, bence kuramın kabul görmesinin önündeki engel bilimsel bir zorlukla değil. Darwin’in iletisinin felsefi içeriğiyle henüz terk etmeye hazır olmadığımız bir dizi kökleşmiş Batı düşüncesine meydan okumasıyla ilgilidir.
Birincisi, Darwin evrimin amacı olmadığını ileri sürmüştür. Bireyler genlerinin gelecek kuşaklarda temsil edilmesi için mücadele ederler o kadar. Dünya bir ahenk ve düzen sergiliyorsa, bu yalnızca bireylerin kendi çıkarlarını gözetmelerinin rastlantısal bir sonucudur – Adam Smith’in ekonomisinin doğaya uyarlanmış biçimi.
İkincisi, Darwin evrimin belirli bir yönü olmadığını savunmuştur: evrim mutlaka daha yüce varlıklara doğru ilerlemez.
Üçüncüsü, Darwin doğa açıklamasına tutarlı bir maddecilik felsefesi uygulamıştır. Madde tüm var oluşun zeminidir; akıl, ruh ve hatta Tanrı, sinirsel karmaşıklığın muhteşem sonuçlarına verilen adlardan başka şeyler değildir. (5)
Yan işlev mekanizmaları, protein yapıları ile karmaşıklık oluşturdukları için daha az karmaşıklıktan daha çok karmaşıklığa giden ‘‘ilerlemeci” yolda halihazırda Darwnizm için büyük sorun oluşturmaktadırlar. Bir başka açıdan bakarsak, bu mekanizmaların niçin giderek karmaşıklaşan yapıların oluşumunda kendi asli görevlerinin sürekli dışına çıkıp hiç bir amaç taşımaksızın organisazyon ve ilerlemeyi sağladığını sormak gereklidir? Niçin çevrenin oluşan mutasyonları seçilim baskısıyla organizasyona yöneltmesi tamamıyla rastlantısal olarak ilerlemeyi sağlar? Bunun bir evrimsel ilerleme olarak kabul edilmesi niçin tehlikelidir?
Proteinler optimize yapılar oldukları için ve her birinin 3D şekli kendi görevi ile doğrudan ilişkili olduğudan ötürü, proteinlerin birkaç tanesinin birleşerek daha üst bir karmaşıklığı, yan işlev süreciyle organize etmesi ve kendi asli görevlerinle ilişik olmayan daha karmaşık görevler üstlenmesi, sanki ilk ortaya çıkışlarının bu daha sonraki görevler için baştan optimize şekilde var olduğunu fısıldamaktadır.Yan işlev mekanizmasının ve Darwinizm söyleminin birbirlerine zıt evrimsel içeriğe sahip olduklarını göstermektedir. Görünürde Akıllı Tasarımın en önemli iddlarından birini geçersizleştiren araştırma, aslında doğrudan yönlendirilmiş evrim argümanını desteklemekte ve Darwinizmin açıkça görünen bazı temel gerçeklerle, bunların arkasında yatan daha büyük gerçekleri nasıl maharetle saklayabildiğini ortaya koymaktadır.
Canlıların temel bazı parçalara ya da içeriğe en başından sahip olmadan daha karmaşık üst yapılara doğru ilerleyebilmesi mümkün değildir. Bu yapılar ne kadar indirgenirse aslında Darwinizm temel kaideleri de bir o kadar indirgenmektedir.Darwinizm Evrimin olası tek açıklaması değildir, olamaz. Darwinizm bir bilimsel teori değil kökleri determinist aydınlanmada kalan bir ideolojidir.
Kaynakça;
2. Darwin, sayfa 154
3. M.Behe : http://www.arn.org/docs/behe/mb_mg1darwinianpathways.htm
4. Da Vinci müstear isimli blog yayımcısı ; http://bilimfelsefedin.blogspot.com/2006/10/bakteri-kams-bacterial-flagellum-zerine.html
5. Darwin ve Sonrası – Stephen Jay Gould- Doğa Tarihi Üzerine Düşünceler (İngilizce: Ever Since Darwin: Reflections in Natural History, 1977) Önsöz …
————-
Bu makalemize konu olan yan işlev (co-option) mekanizmalrıyla ilgili söylemimi destekleyen son (2011 yılına ait) iki bilimsel yayınla ilgili makalelerim aşağıdadır;
[[ÖNDEN YÜKLEMELİ EVRİM BU DEĞİLSE NEDİR?|http://akillitasarim.wordpress.com/2011/01/27/onden-yuklemeli-evrim-bu-degilse-nedir/]]
Orijinal makale; [[NATURE-The hypoxia-inducible transcription factor pathway regulates oxygen sensing in the simplest animal,Trichoplax adhaerens|http://www.nature.com/embor/journal/v12/n1/full/embor2010170a.html]]
[[SODYUM KANALLARI HAYVAN SİNİR SİSTEMİNDEN ÖNCE EVRİMLEŞMİŞ….|http://akillitasarim.wordpress.com/2011/05/26/sodyum-kanallari-hayvan-sinir-sisteminden-once-evrimlesmis/]]
Orijinal Makale; http://neurosciencenews.com/sodium-channels-evolved-before-animals-nervous-systems-neuroscience-research/
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...